MİZAH KAYNAĞI OLARAK EĞİTİM SORUNLARINA GENEL BİR BAKIŞ
Prof. Dr. Ahmet İNAM
Kendini
devingen biçimde var etmek isteyen toplum, eğitim düzenine sahip
çıkmalı, onu sürekli olarak yeniden değerlendirebilmelidir.
Eğitim elbette uzmanca bilgiler isteyen bir işleyişe sahiptir.
Eğitimin değerlendirilip gelişmesinde uzmanların görüşleri,
çalışmaları önemlidir. Ama, toplumuna, kültürüne, yaşayışına
sahip çıkmak isteyen herkes, eğitim uzmanı olsun ya da olmasın
eğitim üstüne görüş geliştirmelidir. Eğitimi değerlendirmek,
hayatımızı değerlendirmektir. Geçmişimizi, geleceğimizi... Eğitimci
olalım ya da olmayalım, yaşarken hepimiz eğitiliyoruz, eğitiyoruz,
öğretiyoruz, öğreniyoruz. Kimse okulda okusun ya da okumasın,
içinde bulunduğu toplumun eğitim düzeninin dışında olamaz. Öyleyse,
toplumumuzdan, kendimizden, dostlarımızdan, düşmanlarımızdan
bile sorumluysak, eğitim düzenimizden de sorumluyuz. Onu değerlendirebilmek
hakkına sahibiz. Sorumluluğumuz bu.
Her
toplumun bir eğitim düzeni vardır. Zaman içinde varlığını sürdürmek,
geçmişteki değerlerini yeniden değerlendirerek geleceğe bağlamak,
genç insanlara, deneyim ve bilgi birikimlerini aktarmak, onların
da bu birikime katkılarını sağlamak, bu katkılarla toplumun
diğer düzenlerini etkilemek, değiştirmek eğitim düzeninin işlevleri
arasındadır.
Eğitim düzeni kendi haline bırakılamaz. Nedeni açık: Hayatımız
kendi haline bırakılamaz. Bilgilerimiz, bilimimiz, sanatımız,
kültürümüz... Değerlendirilmeli, yeniden gözden geçirilmeli,
eleştirilmelidir.
Uzman
dostlarımızın karşı çıkışlarına saygı duyuyorum. Uzmanlar, danışmanlarımızdır.
Onlarla tartışırız, onlardan öğreniriz. Onlarla birlikte eğitim
düzenimiz üstüne düşünürüz. unutmayalım ki, eğitim kimsenin
TEKELİNDE OLAMAZ. Bu hayat bizim hayatımızdır. Eğitim de bizim
eğitimimiz. Eğitim düzeni, toplumun diğer düzenleriyle eşgüdüm
içinde yürüyecekse, bize tepeden inme, hayatımızla bir türlü
bağlarını kurama?dığımız malumat yüklemek yerine, içimize sindirebileceğimiz
bilgi edinme yollarını gösterecekse, sesimizi dinlemelidir.
Burada yeni bir terim önerisiyle geliyorum; Bundan böyle eğitime
eğitişim diyelim. Eğitim karşılıklıdır; çünkü etkileşmeye, iletişime
dayanır. Eğitim, Türkçe' mizde "eğmez" sözcüğüyle
çağrışım yapıyorsa, eğitişim durumuna geldiğinde, bu, "eğme"nin,
biçim vermenin karşılıklı oluşunu gösteriyor demektir. Eğitici
bizi eğitir, biz de onu. Eğitişiriz birlikte.
İşte
toplumun herhangi bir bireyi olarak, hayatımız eğitim düzeninin
içinden geçiyorsa, eğitiliyorsak, değerlendiriliyorsak bu süreç
içinde, biz de eğitimimizi değerlendirelim, öyle öğrenciler
olalım ki öğrenirken, öğrendiklerimize katkımız olsun bizim
de, öğretebilelim. Öğrenim hayatımız, "öğretişim"
olsun. Bunu sınıf içindeki hayatımızdan başlayarak, okul sonrası,
yaşayışımızın her aşamasında, ölünceye dek uygulamaya çalışalım.
Öğrenirken edilgen olmayalım. Değerlendirilirken, öğretmenimizi,
sınıfımızı, okulumuzu, eğitim düzenimizi değerlendirelim. Bir
defalık değil, sürekli olarak, yeniden, yeniden...
Bakın
bize, farkında olarak ya da olmadan temel değerler öğretiliyor.
Örneğin, büyüklere saygı, küçüklere sevgi duymamız gerektiğini,
vatanımızı sevmemizi, milletimize yararlı evlatlar olmamızı...
Oysa, genel ve çoğu kez belirsiz bu görüşlerde, hayatımızın
daha derinlerde yatan noktaları unutuluyor: Nasıl "saygı"
duyulur? Nasıl "sevilir"? Toplumumuza "yararlı"
olmak ne demektir? Bütün bu kavramların anlamları değişiyor.
Yeniden değerlendirilmezse anlamlarını yitiriyor. Görünüşte
"saygılı", görünüşte "sevgi dolu" olup da
saygısız, sevgisiz yaşayabiliyoruz.
Malumat
ediniyoruz. Ders kitaplarımız bunun içindir. Dünyayı, hayatımızı
tanımak için gereklidir. Eğitim düzenimiz bize malumat sunarken
(özellikle bilgi sözcüğünü kullanmıyorum. Benimseyip, hayatımıza
katabildiğimiz, kullandığımız, papağanı olmadığımız, gerekçelerini,
kaynaklarını bir ölçüde verebildiğimiz malumata bilgi diyorum.),
bu malumatla nayatımız arasında nasıl bir bağı varsaymaktadır?
Sana şu malumatı veriyorum; çünkü bunu öğrenirsen şunları kazanırsın
diyor mu? Elbette. Ders kitapları böyle yazılıyor. Arada yazılanların,
eğitimcilerce gerekçeleri veriliyor. Bu gerekçeleri biliyor
muyuz? Bunlar öğrenciye neden söylenmiyor? Ders kitaplarına
ayrı bir bölüm olarak neden konulmuyor? O zaman öğrenci, eğer
ilgili ve yeterli ise bu gerekçeleri eleştirmez mi? Eğitişim
başlamaz mı? Öğretmenine ya da kitap yazarına, "bana bunu
okutuyorsunuz, okuyunca şu becerileri, alışkanlıkları, erdemleri
kazanacağımı söylüyorsunuz. Özür bende mi, öğretmende mi, kitap
yazarında mı, eğitim düzeninde mi?" demez mi?
Saygıdeğer
uzmanlarımız burada öğrencinin programını eleştirecek gücü olamayacağını
söyleyebilirler. Müfredat programlarını, onların kitaplaştırmasını,
aktarımını yalnızca uzmanlar mı eleştirirler?
Eğitim
bir cumhuriyettir; egemenlik öğrenenler ve öğretmenler arasında
paylaşılır. Eğitim kendi kendini, öğrenen, öğreten, planlayanlarla
birlikte yönetir. Onu dışarıdan, toplum hayatının gereksinmelerinden,
beklentilerinden, geçmişteki değerlerinden kopuk ilkelerle yönlendiremezsiniz.
BELLİ BİR GRUBUN TEKELİ ALTINDA OLAMAZ. OLİGARŞİ YA DA ARİSTOKRASİ
DEĞİLDİR, EĞİTİM.
Hayatımızın
hızlı değişimine yanıt verebilecek devingen yapıya sahip, kendini
yenileyebilen, özürlerini, eksiklerini saklamayan, eğitimle
ilgili herkesin değerlendirmelerine, görüşlerine, tartışmalarına
açık bir eğitim düzeni, hayatımızı anlamlı kılabilir. Bir parçası,
bir üyesi olmaktan utanmayacağımız bir düzen. 'Bir düzen, diyorum.
Yerleşik değerleri olan. Sürekli yenilenmenin yanı sıra, gelişi
güzel, keyfimizce değiştiremeyeceğimiz, yaz boz tahtası haline
getirilemeyecek, temel ilke-leri olan bir düzen." Devingen
bir biçimde kendini değişen dünyada, değişen görüş ve bilgilere
uyarlarken, toplumun temel değerlerine, insan anlayışına, yaşama
biçimine saygılı, yerleşik bir yapısı olabilen bir düzen.
İşte böyle bir düzende sesimizi yükselteceğiz. Talep edeceğiz.
Bu düzene kavuşmak için eğitim adına yapılıp edilenleri, ortaya
konan ürünleri değerlendireceğiz.
Bu
sayfalarda, eğitimle ilgili eleştirilerini, beklentilerini,
sıkıntılarını dile getirecek genç okullarla eğitim düzenimizin
yeniden değerlendiril?mesine ışık tutacağız. Eğitimin bir eğitişim,
öğretimin bir öğretişim olduğunu göstermeye çalışacağız. Okur,
eğitimin kendi kendine öğrenmeyi öğrenmek, kendini ve öğreticilerini
eleştirmek olduğunu görecek. Başta bu yazıyı yazan beni eleştirecek.
Okurun bu eleştirisine olanak sağlamak için, düşündüğüm eğitim
düzeninin bazı temel noktalarını anlatacağız. Eğitimin boyutlarından
söz edeceğiz. Eğitim düzenimiz hangi sorulara yanıt aramalıdır,
nasıl bir dünya ve insan için insan yetiştirmelidir? Görüşlerimi
söyleyeceğim. Bir tartışma açmak istiyorum. Sağlıklı eğitişim
için. Eğitimine sahip çıkacak bir toplum için. Dünyaya sesini
duyuracak geniş bilim adamları için. Teknoloji yaratacak, üretecek
heyecanlı, tutkulu insanlar için.
Eğitimin
Boyutları
Çok
boyutlu bir düzendir eğitim. Başka türlü söylersek: Eğitimin
birçok bileşeni vardır, önemli gördüğümüz bazılarını tartışmaya
açacağım. Sorgulamaya çalışacağım düzeni, bu boyutlarını ele
alarak tanımayı deneyebiliriz.
Gençiere ulaştırılmaya çalışılacak bilgilerin teorik temellerinin
göz ardı edilmemesi gerekiyor. Eğitimin ilk boyutu olan teorik
ya da kuramsal boyut, dünyaya karşı bilim ve düşünce adamlarının
takınması gereken bir tavrı da gösteriyor. Eğitim yalnızca pratiğe,
uygulamaya, sonuç geti?rici görgü, bilgi ve hünere yönelmeli.
Müfredat programları hazırlanırken, kitaplar yazılırken, derslerin
iletişim biçimlen göz önüne alınırken, kuramsal tavır, kuramsal
bakış öğrencinin düzeyi gereği ayrıntısıyla anlatılamasa da
öğrenciye duyurulabilmeli. Öğrenci, öğrendiği bilgileri hayatına
uygulamaya çalışırken, onların arkasındaki kuramı sezebilmeli.
Kuramsal bakış, bakılan nesneye uzaktan bakıştır. Yoğun, derin
düşünce ile yürütülür.
Eğitim
hayat içindir. Bizim hayatta karşılaştığımız, çoğu kez "somut"
dîye nitelendirdiğimiz sorunları çözmek içindir. Kuramın ne
yararı vardır bu sorunların çözümünde? Anlatacağımız konunun
yararlı, kolay anlaşılır, pratik yanlarını tartışsak, yalnızca
bunları öğretsek ne olur? Önce konuyu (konunun kuramsal temellerinin
olduğunu varsayıyoruz) çarpıtmış oluruz. Eksik iletmiş oluruz.
"Bunlar kuramsal ayrıntılar, öğrenmeye gerek yok"
derseniz, kuramı önemsemeyen bir tavrı, öğrenciye olumlu tavır
olarak göstermiş olursunuz. Böyle bir düzen, yaratıcı, sorgulayıcı,
bilimin temel kuramlarını kavrayabilen bilim adamlarını yetiştiremez.
Taklitçi, uygulayıcı, kendisine verilen bilmeceleri çözen insanlar
çıkar ortaya.
Kuramı önemseyen eğitim düzeni, derinliği olan insanların yaratılmasına
katkıda bulunur.
İkinci
boyut ahlak alanındadır. Bilginin oluşumu da, aktarımı da ahlaksal
bir yapı içindedir. İnsanla, toplumla, birey olarak insanların
ahlaksal karakterleriyle, birbirleriyle ilişkileriyle ilgilidir.
Bilgi, görgü, değerlerin genç insanlara iletimi, onlaria bu
yolla kurulan iletişim belli bir ahlak anlayışı içinde gerçekleştirilmelidir,
öğrenci, öğrendiği bilgileri toplumun ortadan kaldırması için
kullanmamalıdır. Sömürüye, haksızlığa, zulme, sorumsuzluğa izin
veren bir bilgilenme, düzenimizin dışında kalmalıdır. Burada
bence eğitim düzenimizdeki yeterince tartışılmamış bir konuyu
gündeme getirmekte yarar var. Bilgi ahlakı, bilim ve düşünce
ahlakı, ahlak dersleri okunarak mı kazanılman yoksa, ahlak,
bilginin aktarımında mı ortaya konmalı? Hangi konuyu öğretiyorsak,
öyle bir tavırla, öylesine örnek eğiticiler olarak öğretelim
ki konunun ahlaksal boyutunu, konu?nun içinde görsün öğrenci.
Yoksa, bilgilerin öğretilişi, tartışılışmın dışına düşen, kendi
başına bir konuymuş gibi efe alınan ahlak, "havada"
kalır. Sıradan öğütler dizgesi olmanın ötesine geçemez.
Coşku
boyutunu unutmayalım. Genç insan coşkuludur. Duyarlıdır. Bilgi
aşktır. Aşk içinde aktarılmalı, aşk içinde tartışılmalıdır.
Anlattığı konuya karşı soğuk, heyecansız eğiticiler, duyarsız,
yılgın öğrenciler yok bizim eğitim düzenimizde. Olmamalı. Bir
spor karşılaşmasında, bir konserde duyulan coşku, bilgilenirken
neden duyulmasın? Neden eğitim bir eğitişim haline gelirken,
bir zevk olmasın? Neden ondan keyif alınmasın?
Elbette
altyapının yerinde olması gerekir. Damı akan, sobası, kaloriferi
yanmayan sınıflarda, geçim derdine, can derdine düşmüş öğretmenden
nasıl bir bilim heyecanı bekleyebiliriz ki? Eğitimin coşku boyutunun
temel koşullarından biridir toplumsal, ekonomik boyut. Toplumsal
çalkantının, huzursuzluğun, ekonomik sıkıntının, eğitim düzenini
tümüyle ortadan kaldırıverme tehlikesi vardır. Kısaca altyapısal
boyut diyebileceğimiz bu özellik, eğitim düzeninin "olmazsa
olmaz" koşuludur. Yeterli altyapıya sahip eğitim düzeni,
"teknik" donanıma kavuşturulmalıdır. Laboratuvar mafzemeleri,
gerekli araç gereç, bilgisayarlar ve diğer elektronik olanak?lar
ve bunlarla öğrenen, bunları kullanabilip, bilgiye erişebilen,
teknik teknolojik boyutunun olduğunu söyleyebilir. Öyleyse,
teknik olanaklarla, yeterli toplumsal, ekonomik desteğe sahip,
toplumuna, kültürüne, tüm insanlığa ve öğrendiği bilgiye karşı
sorumluluğu olan, öğrendiklerini yalnızca pratik çıkar amacıyla
değil de kuramsal kaygıyla da bakabilen öğrenci, öğretmen, eğitimcilerin
oluşturduğu eğitim düzenini arıyoruz.
Bu nitelikleri tamamlayacak boyutlardan biri de, eğitimin tarih
boyutudur. Her eğitim düzeninin, içinde yer aldığı kültürle
birlikte, bir geleneği vardır. Düzen, bu geçmişi yorumlayabilmeli,
şimdiki hayatımıza, düşünce, düşünme biçimlerimize ulaştırabilmelidir.
Bu
geçmiş, canlı, yaratıcı bir gelecek beklentisiyle birlikte gitmelidir.
Gelecek boyutu, şimdi ve geçmişle birleşerek üç boyutlu bir
zaman anlayışıyla zenginleştirilmelidir. Umut zenginleştirilmelidir,
umut vermelidir, bir eğitim düzeni, genç insanın neyi umacağı,
gelecekten ne bekleyeceği konusunda ışık tutmalıdır ona.
Bilgiyi
öyle aktarmalıyız ki, eğitişim öyle yürütülmelidir ki, eğitişimciler
(öğrenciler, öğretmenler, uzmanlar...) yaşama sevinci duymalıdırlar
yaptıklarından. Geçmiş yeniden gözden geçirilip, gelecekle olan
bağı kurulmalıdır, insan zenginleşmen, yılgınlığını, karamsarlığını
atmalı, bilginin coşkusunu yaşamalıdır. Düzenin kuramsal boyutunu
anlatırken, pratiğe bağlanıp kalma tehlikesinden söz etmiştik.
Bilgi, diploma almak, un sahibi, unvan taşıyıcısı olmak için
edinilmemeli. Bilgi, kültürümüzün son derece gereksinim duyduğu
"iç insarrın doğmasına yardımcı olmalıdır, "iç insan"
değerler taşıyan insandır. Salt çıkarlarını gözeten, insanları
"dış'tan, toplumsal, ekonomik konumlarına göre ele alan
biri değildir. Gönül zenginliğine erişmiş, bilgisiyle aklını,
duygularını birleştirmiş, bütünleştirmiş biridir. İlişki kurduğu
insanları, çıkarlarına hizmet eden varlıklar olarak görmez.
Eğitim düzeninin "iç insan"ı hedefleyen bu boyutunu
başka yazılarımda, daha ayrıntılı tartışmak üzere burada kesiyorum.
Eğitimin ne kadar da çok boyutu varmış diyen okuru umarım sıkmıyorumdur.
Kutuyu açtıkça yeni kutular çıkıyor. Eğitimin iletişim boyutu
var bir de. Kendini anlatmayı, başkalarını dinlemeyi, söylemeyi,
söyleşmeyi bilen, eleştiri cesaretine sahip, aldığı eleştirilerle
kızgınlığa, yılgınlığa kapılmayan, muhabbet insanı yetiştirmeyi
amaçlayan boyutu, sohbetin, salt konuşmanın, dinlemenin tadını
almış, birbirlerini bir araç gibi kullanmayan, anlamaya, anlatmaya,
anlaşmaya yetkin insanların oluşturduğu toplumun kurulmasını
sağlayan bir eğitim düzeni, unutmayalım ama: iletişime hazır
olma, bir boyun eğme tavrını gerektirmez. Sağlıklı iletişim,
sömürmeye, sömürülmeye izin vermez. Başkalarını anlamaya çalışma,
onların düşüncelerini kabul etme anlamına da gelmez. Anlarım
ama kabul etmeyebilirim. Tartışabilirim. Yoksa gelişme olmaz.
Değişme gerçekleşmez. Anlama, art niyeti, kandırmayı, propagandayı
sezdirir. Gönül açıklığını sağlayabilir.
Gelelim
son boyuta: Eğitimin önemsenmemiş, en can alıcı boyutlarından
birinden söz edeceğim. Mizahtan. Mizah eğitimi diri tutar. Eğitime
can katar. Mizah duyusu olan eğitişimciler kendi özür ve eksikliklerini
belirler. Araştırmanın, bilgilenmenin, yaratıcı olmanın gülümsemeden,
gülmeden geçtiğini anlamışlardır. Hiçbir bilgi, ne denli karmaşık,
soyut olursa olsun mizahtan uzak değildir. Zorluk, bu mizah
öğesini yakalayabilmektedir. Yakalandığında, en çetin bir bilgi
sorunu bize yakınlaşır. Bir parçamız olur. Belki ders kitapları
sıkıcılıklarını karikatürlerle, ince esprilerle ortadan kaldırabilirler.
Burada mizahın dozunu ayarlayabilmek önemlidir.
Eğitim düzeni mizah duygumuzu öldürmemelidir. İnsanın en önemli
yanıdır çünkü, umutsuzluklarımızdan, sıkıntılarımızdan arınmadır,
çaresizliğimizin yaşama sevinciyle birleşebilmesidır. Bu yazımda
dile getireceğim boyutlar bu kadar. Sizler de eğitimin yeni
boyutlarını keşfedin. Nasıl bir eğitim düzeni içinde olmak 'istediğinizi
söyleyin. Talep edin. Eğitişimcilerin tümü, öğretmen de olsalar,
sonunda talebedir çünkü.
KAYNAK: http://www.phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/mizahkaynagi.htm